Yaşamda açlık, susuzluk gibi bunca gerçek felaket varken, sırf kişisel hırslarım, beklentilerim yüzünden mutsuz olmayı ve bu sebeple de çevremdeki insanları mutsuz etmeyi ahlaksal açıdan bir yoksunluk sayarım demişti “Bir Dinozorun Anıları”nda Mina Urgan. Görmesini bildiğimiz vakit mutlu olmak için kendimize pek çok neden bulabiliriz. Bahsettiğim hastalıklı bir pollyannacılık değil, tam da gerçekçi olmakla alakalı bir durum.
İnsan işte, hayatın kendisine bahşettiği şeyler karşısında kolayca nankör olabiliyor. Hem kendini mutsuz ediyor hem de çevresine mutsuzluk saçabiliyor. Bir o kadar da bencil varlıklarız. Elde ettiklerimizde değildir gözümüz, hep elimizde olmayanlarda… Zira sahip olduklarımız hiç görünmez göze. Nasılsa bize aittir. Hem kendi yaşantımda hem de çevremde bunu kolayca gözlemleyebiliyorum.
Ne acı ki, her şeyin değeri o yokken anlaşılıyor. Ancak o yokken nasıl bir değere sahip olduğumuzu kavrayıveriyoruz. Belki daha kötü olan kaybettiğimiz bazı şeyleri tekrar elde edince yeniden kolayca unutabilmemiz. Oysaki Mutluluğun tarifini çocuğuna ekmek bulabilmiş olan Somalili bir annede görebilirdik. Sağlığın kıymetini acil de yatan hastalara bakarak anlayabilirdik. Hayat gün be gün akıp giderken ya arkamıza bakıp hayıflanıyoruz ya da geleceği hayal ederek yaşıyoruz. Çok klişe bir söylemle bugünü yaşayamıyoruz, ne yazık ki biz bir tek bugün de değiliz.
TRT’de “Ömür Dediğin” isimli bir programda egeli 80’li yaşlardaki bir teyze o yaşanmışlıkla hayatın kıymetini o kadar güzel özetliyordu ki “Her gece yattığım vakit, acaba gün ışığını görebilecek miyim diyerek uykuya dalıyorum. Gözümü açtığımda bir de bakıyorum sabah olmuş” diyerek hafif bir tebessümle gülümsüyordu kameraya. Bence hayatın anlamı ve özü o kısa tebessümde. Ben yaşama bağlılığı yalnız yaşayan o egeli kadında bir de “yaşamak ağır bastığı için 70’inde bile zeytin dikeceksin” diyen Nazım’da gördüm.
Küçük bir deneydir maksadım. Derin bir nefes alın ve duyumsamaya çalışın yaşamı, fark edin yaşadığınızı. Bundan büyük bir mutluluk olabilir mi?
Bu yazımı şimdi benden çok uzaklarda, bir bilinmeyende olan en sevdiğime ithaf ediyorum.