Daha doğrusu biriktirmeye yardımcı olur.
Sessizliğin kendisi de biriktirir her şeyin önceliğinde. Şöyle açıklayayım : Siz konsantre olup nedenini öğrenmek istediğiniz nedenin öncesine inmek için derin derin kazıp cevaba ulaştığınızda ; onu yüzyıllardan beri nedenin ve cevabın "öncesizliği"yle sohbet ederken bulursunuz.
Dudaklarını kıpırdatmadan ve ağzın hükümranlığında kelimeleri kullanmadan konuşur :
" Hoşgeldin... Biz de seni bekliyorduk..."
Yine yazmayalı uzun zaman oldu .
Birazcık beşeri nedenlerden dolayı.
İnternetim kesildi . Yapmak istediğim , gün boyunca uğraşabileceğim bir çok şey sekteye uğradı. Evde bilgisayarımsa şimdilik "uzun" bir dinlenme safhasına çekildi.
Ha bu arada mezun da oldum. Şimdilik işsizler ordusunun çiçeği burnunda neferlerindenim.
Bir çok yere iş başvurusu yaptım.
Cevablarını büyük bir "sessizlik" içerisinde bekliyorum. Günüm de yaşadığım mahalledeki bir çok insandan "farklı" sayılabilecek bir monotonlukta geçiyor:
Uykudan uyanmak ( geç sayılabilecek bir saatte)
Kahvaltı yapmak
Gazete okumak
Kitap okumak
Bulmaca çözmek
Kitap okumak
Televizyondaki öğle sonrası kuşağı kadınlara yönelik programları izlemek ( O programlar her nedense ilgimi çekiyor. Nedenine ise birbirinden oldukça farklı karakterlerin tek bir konuda uzlaşı sağlaması : Saçmalık! Saçmalık kelimesi bana her zaman oldukça fiyakalı bir yüzün , birbirinden farklı yönlere uzayan kıllardan oluşan farklı bir sakal şeklini andırır. Burada konu da , sakalın farklı şekillere sokulmak istemesinde oluşan farklılıkları meydana getirir. )
Kitap okumak
Yemek yemek
Kitap okumak ( bu arada saat sabahın ilk dakikalarıyla temas halindedir.)
Uyumak (güneşin doğuşu.)
Büyük bir suskunluk içinde okurum.
Beynimden geçen her kelime , "derinliğime" vurduğum kazmanın seslerindir sadece. Dışarıdan duyulmaz.
O sırada dış çevre , nesnelerin sesleriyle "sessizlik" halindedir. Beni o sırada ille de bir nesneye benzetmek isterseniz ; şu köy evlerinde kapıların üzerine asılan çanlara - hala kullanılıyor mu bilmiyorum - benzetin. Bedenen doğal olan herşeye doğal tepkiler veririm.
Arada bir de yazmaya çalışıyorum.
Ama her nedense , olayın kurgusu içerisinde , zaman ve teknik detayı vermekten sıkılıyorum.
Tek bir başlığın altında , içerisinde türlü çeşnilerden oluşan , her kaşık alışında damakta farklı tatlar bırakan ; adının tek olmasına rağmen anlamı çok tatlara yorumlanabilecek bir çorba yapmanın peşindeyim.
Çorbamın adı "Sessizlik".
Susarken düşünülmüş , birbirinden farklı yüzlerce şeyin tek bir anlama sirayet etmesi .
Örneğin :
" Herşeyin bittiği yerde kocaman bir ateş yakmak lazımdı birşeyleri hatırlamak için. Aslında Anka Kuşu yakılan ateşin küllerinden değil , yeniden düşünen beynin ; fikri üretmeye başladığı yerde doğar. "
" Gözlerim kan çanağına döndü. Suretin yüzülmüştü gözbebeklerimden. Bir hayvanın ; derisi canlı canlı yüzüldükten sonra geriye kalmış , kan ve etten ibaret , çıplak bir beden gibi. Derinin yüzülüşü ve sevilen suretin bakış açısından kayboluşu ; ölümün sesinin gür çıkmaya başladığı bir halk meydanı gibi... "
" Çöl , denizini kıskanan bir kumsal gibiydi. Suya her adım atışta ; o bir adım uzuyordu. Serap denilen şey ; aslında rüzgarların nefesleriyle kumdan yaptığı bir hayaldi. Her hayal , düşünülen şeye göre şekil alıyordu. Çölün ortasında düşünülebilecek tek şey suydu. Rüzgarlar burada insanların aklını okuyabiliyordu ve yarattıkları seraplarla insanlarla ölümcül bir şekilde alay ediyordu. Rüzgarlara alay etmeyi çöl öğretmişti..."
İçimde bunlar gibi bir çok dal uzayıp bucaklanıyor derinlere doğru.
Hepsi birbirinden farklı.
Her bir dal , derinliğe vurmak için , kazma olacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.
Her dal bir ağaç yaratıyor el ele verince , birbirinden farklı.
Ve her ağaç bir araya gelince büyük bir orman oluveriyor ; kavağıyla , gürgeni , çamı , meşesiyle.
Birden çok orman nefes alıyor içimde.
Birbirinden farklı , birbirinden habersiz büyüyor.
Okuyorum , yazıyorum ve düşünüyorum.
Tadına varıyorum " sessizliğimin" ... (.)