Yanlış kullandığımız bazı tarihi kavramlar vardır. Bize göre bu kavramların kullanılmasında bir sakınca yoktur, yıllardır bu şekilde kullanılmıştır. Bizlerde bu kavramları yıllardır kullanıldığı şekliyle devralarak kullanırız.
Altı asır hüküm süren, giriş bölümünde başarılı seferlere imza atan, gelişme safhasında en parlak dönemini yaşayıp adaletiyle dünyaya ün salan, sonuç bölümünde ise parlaklığını yitirip mat bir görünüm kazanarak rengi solan Osmanlı Devleti; giriş, gelişme ve sonucu olan bir paragraf gibidir. Ve bu paragrafın başlığı doğru bir kullanım olan Osmanlı Devleti olarak okutturulduğu gibi yanlış bir ifade olan Osmanlı İmparatorluğu şeklinde de kullanılır.
Anlaşılacağı üzere imparatorluk kavramı yanlış olarak kullanılan bir ifadedir. İmparatorluk” kelimesi köken olarak “emperyalizm”den gelir. Emperyalizm ise “sömürgeci imparatorluk” demektir; Osmanlı Devleti ise bir sömürge imparatorluğu değildir, bu yüzden de “imparatorluk” diye adlandırılamaz. İmparatorlukta ülkeyi kral yönetir. Oysaki Osmanlı Devletinde kral yoktur, padişah vardır. ( Osmanlı Kralı diye bir ifade var mıdır)
Kullandığımız bir diğer kavram ise Kurtuluş Savaşı ifadesidir. Doğru olan Kurtuluş Savaşı değil, İstiklal Savaşıdır. Çünkü Aziz Türk Milletinin hiçbir zaman bağımsızlık mücadelesine girmemiştir. Türk milletinin bağımsızlıkları tehlikede değildir ki esarete düşmüş olsunlar, esarete düşmemişlerdir ki kurtuluş mücadelesine girsinler. Bizim kurtuluş marşımız yoktur, İstiklal Marşımız vardır.
Biz dünümüzü doğru adlandırmazsak, geleceğimize gerçek bir isim bırakamayız.
Biz bugünümüzde dünümüzü sorgulamazsak, yarını göremeyiz. Tarih tekerrür ediyorsa, düne varamamaktandır. Dün uzakta değil, başucumuzda kitaplarımızda…
Değerli okuyucularımız bu haftalıkta bu kadar, ramazan bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, şeker tadında bir bayram geçirmenizi temenni ederim, bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle esen kalın…