Yıllar sonra bu ismi yazarken, titriyor parmaklarım. Lise1’de uzandığım öğrenci sıramda kaldı sanırdım bu isim, telefonumun kısa mesajlarında. Bir genç kızın on beşlik yanaklarında, al aldı bu isim. Derken zaman geçti. Bir şeyler hatırlattı kalp, bir şeyler üzdürdü onu. Olmadı, bitti…
Neden anlattım size bunu? 2009’du tarih… Ev arkadaşım İzmir’den yeni gelmişti o gün Aydın’a, elinde gazete vardı. O spor sayfasını aldı, bense oyalanmak için gazetenin ilk yaprağını açtım… Karşımdaydı 3.sayfa; 3.sayfa ve haberleri… Fırat Hüsnü Soybener, gülümseyen yüzüyle bakıyordu bana. Aynı birkaç sene önce olduğu gibi. Yıllardır kapağını kaldırmadığım kitabın, tozlu sayfaları nefesimi kesmişti. O bana baktı saman gazete kağıdından. Ben ona baktım oturup kaldığım koltuktan. Öyle güzel gülümsüyordu ki, haberin başlığına inanmak delilikti. Ama yazıyordu işte! İnanmamak olur muydu? “Fırat yaşam savaşını yitirdi” yazıyordu koca koca puntolarla. Kara koca puntolar; önce kalbimi, sonra zihnimi, gözlerimi ve en nihayetinde de dilimi karalıyordu. Ben o koltuğa çok oturdum o haberden sonra. Her anımsayışımda eski koltuk daha bir kendine bağladı beni. Okula gitmek için durakta otobüs bekleyen Fırat’a otobüs çarpmıştı. Şoförün demesiyle, “Fırat, otobüse çarpmıştı!”… Haber, perişan olan aileden, arkadaşlarından ve bu gencecik canın talihsizliğinden bahsediyordu. Her paragraf bir öncekinin aynıydı. Yarım sayfaya yakın haberde, inanıp kaldığım bir onun gözleriydi. Hala nefes alan gözleri, dudakları, yüzüydü. Ardından öldürdüm o haberi. Bir o resmi vardı elimde Fırat Hüsnü Soybener’in…
Bakın Fırat’ın abisinin bir maili:” 25.03.2009 tarihinde saat 08:00 sıralarında Bostanlı otobüs duraklarında 461 (B.Üçok - Bostanlı İsk) hattındaki ESHOT'a ait belediye otobüsü Dokuz Eylül Üniversitesi Kimya Bölümü'ndeki okuluna gitmek için kaldırımda otobüsünü bekleyen kardeşime (Fırat Hüsnü SOYBENER) çarparak ağır yaralanmasına sebep olmuştur. Kazanın ardından Ege Üniversitesi Acil Servisine kaldırıldıktan sonra bir beyin ameliyatı geçirmiş ve bir hafta anestezi ve reanimasyon kliniğinde yoğun bakım ünitesinde tedavi görürken 01 nisan 2009 tarihinde sabah hayatını kaybetmiştir. Olayın geçtiği yer - saat itibarı ile en yoğun saatlerinden biridir. Ancak nedendir bilinmez bir görgü tanığı bulunamamıştır. Bu mesajı paylaşırsanız sevinirim. Olayı gören, bilen, tanıdıklarından duyan var ise aşağıdaki telefon numaralarına bildirirse bir anneyi, bir babayı, 2 kardeşi ve yüzlerce sevenini çok mutlu edecektir. İlgili haber linki aşağıdadır. Şimdiden yardım eden, etmeyen herkese vicdani sorumluluklarından dolayı teşekkür ederim”… Duyanlar-görenler nerelerdesiniz? 1yılı geçti olay olalı! Hala nerelerdesiniz? Eshot mu yutturdu dilinizi, alıp çöpe attı vicdanınızı? Sizin yaşınızda, sizden küçük/büyük, ağabeynizin/ablanızın, oğlunuzun yaşında bir can 1 hafta komada kaldı, gülümseyerek bile olsa gidişi, acıydı… Böylesi bir gidiş, nasıl olur da güzel olabilir ki zaten?
25 Mart günü İzmir Karşıyaka’da oldu bu olay. 1 Nisan saat 10:00’da aramızdan ayrıldı. Bakın! Okuyun görgü tanıkları! Olay böyle mi oldu, Fırat'ın katili olan otobüs şoförünün söylediği gibi? "Otobüs dururken Fırat'ın kendisine(“kendisi” dediği, bildiğiniz otobüs!) çarptığını ve sonra kalkıp yürüyerek gittiğini" söyledi. Şu an o otobüs şoförü etrafta serbest geziyor.
Ve geçen zamanda pek çok haber gördüm böyle. “Yaşlı bir çift durakta ezildi... Ehliyetsiz eshot şoförleri… Alkollü şoförler”… Şirinyer’de yaşlı bir kadın; otobüse binerken, ayna kullanmayan(tepki veren halka cevabı ise şuydu şoförün:”keyfim istedi, kullanmadım”) ani kalkışı ile yere düştü. Sakattı. Yürüteç kullanıyordu ve yürütecinde alış veriş torbaları asılıydı… Ne de çabuk unuturuz öyle değil mi? Annemle ne zaman karşıdan karşıya geçecek olsam korkarım. Aklıma gelen “Fırat” örneği, biz yayalara ders belki. Peki o şoför elini kollunu sallaya sallaya gezerken bir eshot otobüsüne mi çarpacak kendini sanıyorsunuz? Böyle bir adalet var mı? Bir can yitti. Bir aile üzgün. En az beş sene oldu ben Fırat’ı görmeyeli. Arada bir aklıma gelirdi evet ama o haberi okuduğumdan beri, ben hep rüyalarımda görüyorum Fırat’ı. O gazete haberinde kullanılan fotoğrafından daha gerçek hem de. Işıl ışıl gözlerle bana bakıyor. Hani adalet? Hani vicdan? Mahkemenin 4. oturumu kasımda. Bakalım görgü tanıkları insanlıklarını hatırlayacaklar mı, yoksa kendileri de “gördükleri olaydaki gibi gidip de bir ESHOT otobüsüne mi çarpacaklar ve çarptıktan hemen sonra kalkıp yollarına mı gidecekler?
Ben en çok bugün ağladım Fırat, bugün özledim gülümsemeni. Ağabeyinle konuşurken bin kez ben sövdüm olan bitene. Sen zaten geliyordun aklıma, altın kalpli çocuk. Rüyalarıma girip benimle konuşman için bir katil(ESHOT Şoförü) ve bir cinayet aleti(ESHOT otobüsü) mi gerekirdi? Hoşça kal mrg. Hakkını arayacağız. Omuz omuza. Benim en sevdiğim filmin adıydı ya hani mail adresin… Sen hani böylesine düşünceliydin ya… Canının hesabını soracağız. Ne olur rüyalarımda biraz daha konuş benimle. Öylesine uzaktan gülümseyip de ışıl ışıl gözlerinle “Ben bir yere gitmedim ki” deme.
Seni çok seviyoruz be “Moruk”!..